Fotoğrafçılık, sadece deklanşöre basarak görüntü elde etmek değil elbet. Her fotoğrafın ya da her dijital fotoğrafın bir hikayesi vardır. Daha önceki yazılarımızda fotoğrafı insanların neden beğendiğine değinmiştik. En son çıkardığımız sonuçtada tek bir kelime bizim için çok önemliydi: fotoğrafın, bakan kişiye verdiği hissiyat, duygu!

Fotoğrafa duygu katmak için o fotoğrafın bir hikayesi olması gerekiyor. Bir fotoğrafçının portfolyesinde bulunan-bulunmayan tüm fotoğraflar eminim bir hikayeye sahiptir. Tabi buradaki ayrımı yaparken fotoğrafın diyafram ayarı, ISO değeri gibi bilgiler sizi yanıltmasın, bunlar zaten iyi bir fotoğrafın olmazsa olmazlarıdır. Bunlar hikaye değil, hikayeyi oluşturan araçlardır sadece. Asıl olan, fotoğrafa bakan gözlerin  hissettiği duygulardır ve bir hikayesi olan bir fotoğraf bu duyguyu herkese rahatlıkla ulaştırabilir.

Sen de aramıza katıl, fotoğraf dünyasından uzak kalma!

Bu hikayeyi en iyi elbet fotoğrafı çeken fotoğrafçı bilir; ancak fotoğrafçılığın en güzel yanlarından biri de her bir fotoğrafın kişi değerlendirmesine ve yorumuna da açık olmasıdır. Bu da iyi bir fotoğraf için onlarca hatta yüzlerce hikaye demektir. Ama en iyi ve en doğru hikayeyi elbet fotoğrafı çeken bilir.

Şimdi gelelim fotoğrafçının yani benim hikayeme; Bu fotoğrafı California turu sırasında çektim. 1 gün öncesi kalacak bir otel bulamamıştım; arabada sabahlamak zorunda kaldım. Sabahın ilk ışıkları ile tekrar yollara düştüm. Yola devam ederken yol kompozisyonu o kadar ilgimi çekti ki, kendimi alamadım. Arabayı yan yola çekerken kendimi dışarı attım ve yolun üzerinde fotoğrafımı çektim. Virajlı olan bu yolda 1 arabanın hızla size çarpıp devam etmesi oldukça olasıydı. Ancak biraz risk almak bu fotoğrafı çekmeye değmişti. Uçsuz bucaksız bir dağ manzarası, kavurucu güneş ve sonu belli olmayan bir yol. Aslında bu fotoğraf benim için hayatın kısa bir özetiydi.

Hikayesi bol çekimler dileğiyle.